ATATÜRK’ÜN “1 NUMARALI” DENİZLİLİ TÜRK CASUSU!

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türk vatanının işgal edilmesi üzerine başlayan İstiklâl Savaşı, ismi unutulmaması gereken gizli kahramanlar da yaratmıştır. Fahri Akçakoca Akça, İstiklâl Savaşı’nın Batı cephesinde “İstihbarat subayı” olarak görev yapmış bir Denizlilidir. İstiklâl Savaşı’ndan sonra siyaset ve kültür alanında modern Türkiye’nin kuruluşuna katkı yapmaya devam etmiştir. Türk İstiklâl Savaşında, Atatürk’ün ve İsmet Paşa’nın Emrinde Batı Cephesi’nin Ünlü İstihbarat Subayı ve Bir Numaralı Türk Casusu Fahri Akçakoca Akça, Türk İstiklâl Savaşı’nın Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa nezdinde bir “İstihbarat Subayı” ve aslında kelimenin tam anlamıyla bir “Türk Casusu” olarak, düşman hatlarına ve hatta içlerine kadar girip, canı pahasına her türlü tehlikeyi göze alarak son derece önemli gizli bilgileri toplayan ve bunları, Millî Mücadele’ye yön verme noktasında önce, Garp (Batı) Cephesi Komutanlığı’na, oradan da Mustafa Kemal Paşa’ya ulaştırma üstün başarısını gösteren millî kahramanlarımızdan birisidir. İstiklal Madalyası sahibidir.

c2391458-f8d4-45b0-874c-c6b232795a5a.jpg

HAYATI…

1894 yılında Denizli’nin Merkezefedi İlçesi, Hallaçlar Mahallesinde doğan Fahri Akçakoca Akça, “Çopuroğlu” lâkabı ile tanınan varlıklı bir ailenin en büyük oğludur. Uzun boylu, sarışın mavi gözlü idi. Çocukluğu Denizli’nin Değirmenönü mahallesinde, Lise caddesi üzerindeki, konak yavrusu denilebilecek bahçeli evde geçti. İlk ve ortaokulu Denizli’de okumuştur. Ticaretle uğraşan babası, oğlunun daha fazla okumasına karşı çıkmış; iş yerinde çalışarak kendisine yardımcı olmasını istemiştir. Fahri Akçakoca, babasına rağmen okumayı tercih etmiş ve Edirne Yüksek Öğretmen Okulu’na gitmiştir. Bu sebeple tahsil hayatı boyunca baba-oğul dargın kalmışlar; tahsiline annesi destek ve yardımcı olmuştur. Edirne Yüksek Muallim Mektebi’ni bitirdikten sonra, Topçu Yedek subayı olarak orduya katıldı ve o sırada patlak veren Birinci Dünya Savaşı’nda yerini alarak, Güneydoğu’da Fransızlar’a karşı savaştı. Yemen’de çöl harekâtında büyük kahramanlıklar gösterdi. Ancak, birliği ile esir düşünce, İngilizler tarafından tutsak alınarak Mısır İskenderiye’deki Seydi Beşir Üserâ (Esirler) Kampı’na gönderildi.

3f90b5d1-aab5-4082-8e36-06041151cc55.jpg

Orada, diğer subay arkadaşları ve erlerle birlikte karşılaştığı her türlü güçlüğe ve ağır şartlara rağmen, kültüre ve özellikle tarihe olan merakı dolayısiyle fırsat buldukça okudu ve o arada, Fransızca’sını da hayli ilerletti. Müziğe karşı beslediği büyük ilgisi ile mandolin ve saz çalmayı da öğrendi. Esaret hayatı bitince, Denizli’ye döndü. Ancak, annesinin ölüm haberi ile karşılaştı ve buna çok üzüldü. Babası, tam bir yıl oğlundan bunu saklamıştı. Bir müddet baba evinde kaldıktan sonra, bu defa Garp (Batı) Cephesi’nde Millî Mücadele’ye, yani Kurtuluş Savaşı’na İstihbarat Subayı olarak katıldı. Daha sonra kendisine verilen, “İstiklâl Savaşı’nın Bir Numaralı Casusu” haklı ünvanı ile Batı Anadolu’da, İstanbul’da, hattâ Yunanistan ve Rodos’ta son derece önemli, çok gizli ve başarılı hizmetler gerçekleştirdi. Bu çerçevede, Sakarya Savaşı sırasında kendisine “Akçakoca” ismi verildi. Artık bundan sonra, Fahri Akçakoca olarak anıldı. Yunanlıları İzmir’e döken Türk Ordusu’nun içinde, O da bulunuyordu.  Savaşlarda gösterdiği üstün başarı dolayısıyla üsteğmen rütbesi ve kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası verilmiştir.

ecbfa22c-4eef-42e9-b98f-5afdf353e6f0.jpg

Bunları takiben, Denizli’ye döndü ve şehrin ileri gelenlerinden Yemişçi Hacı Halil Efendi’nin kızı İdiye hanım ile evlendi ve Denizli’ye yerleşerek, serbest hayata atıldı. O arada, çeşitli sosyal derneklerde aktif görevler aldı. Çocuk Esirgeme Kurumu Müdürlüğü’nde çalıştı. İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisi üyeliklerinde bulundu. 1939-1943 yılları arasında, Altıncı Dönem Denizli Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev aldı. Denizli’de ilk fotoğraf atölyesinin kurulmasına ve sinemanın gelmesine öncülük etti. Denizli Halkevi Başkanlığı görevini üstlendi ve orada, Denizli’de ilk defa olmak üzere, Tiyatro Kolu’nu kurdu. Kendisi de temsillerde rol alarak, Denizli’ye ve Denizli’li gençlere tiyatro sevgisini aşılamak, güçlendirmek yolunda büyük gayretler gösterdi. Ayrıca, çeşitli spor dallarında yarışmalar düzenlenmesinde önayak oldu. Denizli’ye ilk radyo’yu getirenlerin başında, Fahri Akçakoca Akça ismi yer alıyordu. Hattâ, evinin balkonuna koydurttuğu bir hoparlör ile halkın radyoyu -ilk defadinlemesi imkânını da sağladı.

cb3bda0f-3b2b-4052-8b46-9dbd960021bc.jpg

Zaman zaman da, Denizli’nin eski Büyük Kabristanı’nı da dolaşarak; tarihî birer belge niteliğindeki mezar kitâbelerini okuyup, kayda geçirdi, üzerlerinde çalışmalarda bulundu. Ayrıca, gene oradaki ağaçları aşılayıp, bakımlarını yaparak, mezarlığın yeşil kalması yolunda, Denizli’de çevreciliğin ilk ciddî ve önemli adımlarını da attı. Evinin geniş bahçesini güllerle ve meyve ağaçlarıyla donattı. Gülleri çok sevdiği için, dört çocuğuna da Gültekin, Gülten, Bingül, Özgül şeklinde gül’lü isimler verdi. Çocuklarına ağaç sevgisini aşılamak için, onlara kendi elleriyle ağaçlar diktirirdi ve onlara, diken çocuğunun adını koydu. Soyadı Kanunu çıkınca, “Akça” soyadını aldı ve dostları arasında “Akça Bey” olarak anılmaya başlandı. Bazen de kendisine, “Akça Aga Bey” diye hitap ediliyordu. 26 Eylül 1955’de, henüz 61 yaşında iken vefat eden, Türk milletinin ve Denizli’nin bu büyük, kahraman evlâdı, Denizli’nin İlbadı Mezarlığı olarak da bilinen Eski Kabristanı’nda toprağa verildi.

d9f4a5c7-d9d0-419a-944b-67090d4821cd.jpg

TÜRK’TEN GAYRI HİÇBİR MİLLETİN TARİHİNDE YOK BÖYLE BİR SAVAŞ…

Garp Cephesi Komutanlığı, Akçakoca’ya tam sekiz defa casusluk görevi vermiştir. İşgalci Yunan birliklerinin durumunu öğrenmek için çıktığı ilk görevde Salihli’de cephane yüklü yedi vagonu havaya uçurmuştur. Bursa ve çevresinde, İzmir, İstanbul, Rodos ve İzmit’te devam eden diğer görevlerini başarıyla sürdürmüş, defalarca ölüm tehlikesi atlatmıştır. Garp Cephesi Komutanlığına Yunan ordusu ile ilgili çok kıymetli bilgiler ve haritalar ulaştırmıştır. İşgal altındaki köylerin halkının, İstanbul’daki kayıkçıların hatta yankesicilerin bile vatanın işgalden kurtulması için yaptıkları fedakârlıkları, Millî Mücadele’ye nasıl destek verdiklerini öğrenip duygulanmamak mümkün değildir. İstanbul’da yankesiciler, bir günde tam 18 Yunan subayının cüzdanını çekip getiriyor, paraları kendileri alıp evrak ve haritaları Fahri Akçakoca’ya veriyorlar. Bu ön büyük teşkilatlanma örneklerinden sadece biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun hiç de kolay olmadığı ortadadır. Kültür ve Turizm Bakanlığının desteği ile hazırlanan Fahri Akçakoca ile ilgili bir belgeseli tıklayarak izleyebilirsiniz…

Yazar: Meriç Ulukuş
Eklenme Tarihi : 21.11.2020 06:46:00
Yazar : Meriç Ulukuş
Eklenme Tarihi : 21.11.2020 - 6:46:00