BAYRAĞI MAVİ OLANIN KANI DA MAVİ OLUR!

Covid-19 salgını başladığından bu yana özelikle Pandemi ilan edilmesiyle birlikte vatandaşlarımızı uyarmak adına Koronavirüs ile ilgili olarak farklı zamanlarda farklı içerikleri olan köşe yazıları yazdım. Bazen de yapmış olduğum televizyon programlarında uyarılarda bulundum. Oynanan büyük oyunu isim vermeden ama örnekler vererek anlatmaya çalıştım. Ne yazık ki, yerel bir medya olmanın dezavantajını her daim yaşadım. Çünkü bütün güçlü medya organları “Yeni Dünya Düzeni” adı altında başlatılan düzenin içerisinde yer alıyordu. Resmen bir medya darbesi yaşandı. İnsanlarımız algı operasyonu ile adeta köleleştirildi.

Hatırlayalım…

Covid-19 Salgını ilk başladığında bu virüse yakalananlar özel bir fanus içerisine alınıp tedavi için götürülürken görüntüler medyaya servis edildi. Korku başladı. Daha sonra bu virüsün Çin’den yayıldığı söylendi.  Hatta Çin’de insanlar yürürken pat diye yere düşüp ölüyordu. Sonra İtalya’da da aynı görüntüler yaşandı. İnsanlar korktu. Dünya Sağlık Örgütü adı altında başına terörist bir adamın oturtulduğu kurum pandemi ilan etti. Sonra bu virüsün Çin’de yarasadan bulaştığı yalanı ortaya atıldı. Tüm Dünya adeta Çin’den nefret eder duruma geldi. Bir süre sonra gerçek bilim adamları ortaya çıkıp bu virüsün Yeni Dünya Düzencileri tarafından ABD’de bir laboratuarda geliştirildiğini ve Çinli ajanların bu virüsü çaldığını iddia etti. Kimse bu bilim adamlarının bu sözlerine itibar etmedi. Bu arada virüs gittikçe yayıldı. Sokağa çıkma yasakları ilan edilmeye başlandı. Büyük oyunun ilk perdesi açıldı. Medya adeta korku pompaladı ve insanlar eve kapandı.

Evet çok tehlikeli bir virüs uçaklar vasıtası ile ülkelerin tepesine atıldı. Hızla testler başladı. Bu arada yolda yürürken pat diye ölen insan görüntüleri yok oldu. Hatta fanus içerisinde ambulanslarla getirilen insanlar görüntüsü de yok oldu.

Ne garip değil mi?

Bu insan görüntüsü yerine otobüsle hastaneye teste gelip pozitif çıkan ve bunun sonunda evine gidip 14 gün karantinada kalacaksın diye yine otobüsle eve gönderilen insanlar görülmeye başlandı.

Allah Allah…

O kadar şov yapıldı uçakla fanus içerisinde getirilen insanlar falan filan? Bir süre sonra hepsinin bir kurmaca olduğu ortaya çıktı ama vatandaşlar medya darbesi ile bunların farkına bile varamadan evlere hapsoldu.

Bir süre sonra yine bazı gerçek bilim adamları çıkarak yapılan testlerin gerçekleri yansıtmadığı ve testlerin özellikle kaosun büyümesi için pozitif çıkarıldığını iddia etti. Bu testlerin insanların gen ve dna örneklerinin toplanmak istenmesi için yapıldığını belitti. Tabi bu iddialara yine kimse ciddiye almadı. İnsanlık yararına kim mantıklı bir açıklama yaptıysa bir süre sonra ya ortadan kayboldu yada paylaşımları sosyal medya üzerinden silindi ve yok edildi. Daha sonra HES kodu adı altında ikinci kısma geçildi. Hemen hemen herkes kodlandı eski tabirle fişlendi yeni tabirle çiplendi.

Tüm bunlar yaşanırken aniden tüm dünya aşı bulma telaşına girdi. İşte burada sahneye eski bilgisayar yazılımcısı yeni sağlık sektörünün genel kurmay başkanı Bill Gates girdi. Bir cerrah edasıyla tvlerde boy gösterip virüsten kurtulmanın tek çaresinin aşı olduğunu anlatmaya başladı. Bir baktık ki, bu şahsi muhterem dünya da ne kadar ilaç firması varsa ortağı olmuş. İşi gücü bırakmış vakıf kurup insan sağlığı için çalışma yapar olmuş. Bu adam ne derse Dünya Sağlık Örgütü onaylayarak destek verir hale gelmiş. Ne ilginç değil mi?

Neyse…

Tüm dünya ne olup bittiğini anlamaya çalışırken ekonomik bir kaos yaşanmaya başladı. Küçük esnaf adeta dökülmeye başladı. İnsanlar inanılmaz bir borç batağının içerisinde kendisini buldu. Fakat bunlar hiç konuşulmadı ve tüm dikkatler aşıya çevrildi. Daha bazı hastalıkların 100 yıldır aşısı bulunamazken 6 ay gibi kısa bir süre içerisinde aşı bulunduğu açıklanmaya başlandı. Deneme aşamasında olduğu söylendi ve 10. Aya gelindiğinde 3 ülke aşıyı buluverdi. Kim bunlar Bill Gates, Çin ve Almanya.

Aşı bulunur bulunmaz zorunlu olacak dendi ama bu kurallara aykırıydı. Ne yapmak gerekti? Devreye ruhunu paraya satan adı bilim adamı olan şahsiyetler tvlere çıkarılmaya başlandı. Bu şahıslar adeta Türk Milleti ile dalga geçercesine “aşı olmayan vatan hainidir. Kız bile verilmeyecek bu insanlara, otobüse binemeyecek, resmi kurumlara giremeyecek” demeye başladılar. Halk büyük tepki gösterince geri vitese takıp yanlış anlaşıldık diyerek ikinci bir emir için köşelerine çekildiler.

Bu arada Türkiye’de yapılan birbirine tutarsız açıklamalar başta Bakan Koca olmak üzere güveni bitirdi. Çünkü bir denilen diğerine uymuyordu. Vaka rakamları bile defalarca birbiriyle alakasız şekilde yayınlandı ve değiştirildi durdu. Ancak, vatandaş çaresiz, esnaf bitik bir şekilde aşıyı vurulalım bari de bitisin bu çile diyerek teslim bayrağını çekti. Tam da istenilen oldu.

Bu arada bizler uyarılara devam ettik. Dedik ki, epiliz bezinize sahip çıkın. Flörürlü diş macunlarından uzak durun. 440 megaherz seviyesindeki müzikleri dinlemeyin 432’ye çekin. 2400 megaherz olan internetlerinizi işiniz bitince kapatın. Üçüncü etap frekanslar. Bu hastalığın tek çaresi epiliz bezinden salgılanan sıvı dedik ama nafile.

Sonra yine uyardık. Dedik ki sondan bir önceki vuruşa hazırlanıyorlar. Pasaportları çöpe atacaksınız çünkü aşı pasaportu geliyor. Bu pasaportu olmayanlar yurt dışına çıkamayacak. Hazır olun dedik ve sonunda yine haklı çıktık. Aşı pasaportu hayatımıza girdi. Çünkü insan hürriyeti bakımından istemeyenler aşı olmayacaktı. Bu aşıyı mutlaka vurmak için ne yapmak gerekliydi? Birincisi HES ikincisi aşı pasaportu. Şimdi istesen de istemesen de vurulacaksın.

Ne demişlerdi? Aşı olanlara bir garanti veremiyoruz? Neden? İşte öyle? Önce bir doz idi sonra iki doza çıktı. Ama yine de garanti veremiyoruz. Devletlere dendi ki alacaksanız bu şartla alın. İyi de garanti veremiyorsanız neden aşı oluyoruz? Soru sorma kardeşim ya ol ya olma. Olmazsan ama birçok haktan mahrum 3. Sınıf insan muamelesi göreceksin.

Peki neden bu ısrarla aşı?

Anlatalım yeniden. Bu yeni dünya düzencileri her fırsatta dünya üzerinde insan nüfusunun çok arttığını ve azaltılması gerektiğini söyledi durdu. Bu yeni dünya düzenini Türkiye’de ilk dillendiren kim zaten biliyorsunuz. Şimdi bunun adı ne? Kontrollü yeni hayat düzeni. Neyin kontrolü? Kontrollü sosyal hayat? Neyin hayatı? Kimin hayatı? Çaktınız mı şimdi bu isimler neden ortaya atılıyor?

Asıl bombayı yine Çin patlattı. Önce bizde hastalık bitti dedi. Peki aşı noldu? Bizde gerek kalmadı? Allah Allah. Yılbaşı akşamı herkes evindeyken Çin sokaktaydı. Diğer ağabeyler hemen fırça attı Çin’e. Napıyorsun dendi? Çin hemen virüs mutasyona uğradı salgın yeniden başladı diyerek bir ayar daha verdi. Sonra asıl bombayı patlattı. Vatandaşlar üzerinde puanlama sistemine geçiyoruz dedi.

Neydi bu puanlama sistemi?

Yeni dünya düzencilerinin yapmak istediği şey idi. Yine Çinden başladı. Neydi bu peki? Kısaca anlatayım kendiniz internetten araştırın. Çin her bir vatandaşına 100 puan veriyor. Belirlenen kurallara uymaz isen bu verilen 100 puandan yavaş yavaş puanlar siliniyor. Mesela aşı vurulmadın 25 puan. Alkollü araç kullandın 10 puan. Devlete karşı bir söz söyledin 15 puan gibi. Sonunda tüm puanları kaybedersen atık vatandaş oluyorsun. Devletin hiçbir imkanından yararlanamıyorsun. İş bulamıyorsun falan filan. Ne kadar güzel değil mi? İnsanların robotlaşma sistemi.

Peki neden ısrarla aşı?

Söylemiştim. Dünyayı yöneten zengin ağabeyler yeni dünya düzeninde yaşlı, bakıma muhtaç, küçük esnaf, hastalıklı, isyancı ruhlu, fakir insanları istemiyor. Bu insanlar devletlere yük olarak görülüyor. Özellikle de Türkler. Bunun yanı sıra insan nüfusunun da azaltılması gerekiyor. Ne dedi Bill Gates abimiz, “dünya nüfusu 500 Milyonla sınırlandırılmalı” bak bak bak. 6 milyar insan ne olacak? 3 milyarı ölecek 3 milyarı kobay.

Kim bu 500 milyon insan?

Şimdi, ister komplo teorisi deyin ister haklısın deyin fark etmez. Her komple teorisi denen şeyler doğru çıktığı için bu saatten sonra fark etmez. Aşı ile kısırlaştırma politikası uygulanacak. DNA ve genleriniz değiştirilecek. Daha önce GDO’lu ürünler ile zaten bu yapılmaya başlanmıştı. İstenilen nesil, dini olmayan, zengin, iteatkar, cinsiyetsiz kişilikler. Bakın Netflix deki diziler hem eş cinsellik yani üçüncü tür aşılanıyor ve anlatılıyor. Bu filmleri ve dizileri dikkatli izleyin. Yapılmak istenilen tüm mesajlar zaten veriyor.

2016 yılında tatbikatı yapıldı…

Şimdi sizlere belgeli bir olay anlatacağım isteyenler hemen internetten araştırabilir. 1995 yılında ABD’de Denver Uluslar arası Havalimanı inşaatı başladı. Bu havaalanının özelliği altında devasa bir sığınak oluşu ve gamalı haç şeklinde yapılmış olması. Ayrıca bu havalimanının dışı ve içerisi gezildiğinde ilginç heykeller ve resimler görmeniz. Adeta yapılmak istenilen şey kare kare anlatılmış. Peki burada ne oldu. 2016 yılında Barak Obama Başkan iken bir tatbikat gerçekleşti. Bu tatbikatın amacı her hangi bir salgın olduğunda yapılması gerekenler ve ABD başkanının nasıl korunacağı yönündeydi. Bu tatbikatın sonunda ise Obama’nın aşı vurulmasıyla bitmesiydi. Evet, Obama 2016 yılında aşı vuruldu. Bu görüntüler halen kayıtlı olarak mevcut. O dönem kimse bunu anlayamamıştı ancak gelinen süreç içerisinde Covid-19 ve sonrasında yaşanacak olanların tatbikatı olduğu anlaşıldı. O dönemde bunu dile getirenler yine komplo teorisi yapıyor diyerek suçlanmıştı. Aslında bu günün provası olduğu anlaşıldı. Kısacası bu hastalık 2015 yılında üretildi. Planları yapıldı. Tatbikatı gerçekleşti. Aşısı bulundu ve şimdi de uygulamaya geçildi. Peki o aşı ile bizlere vurulacak aşı aynı mı?

İşin özü…

Sevgili insanlar işin özü şu. Geçmişten bu günümüze bir plan kuruldu ve düğmeye basıldı. Ne olur biraz araştırın ve okuyun. Yaşananlar anlatıldığı ve tvlerde yayınlandığı gibi değil. Tedbiri elden bırakmayın. Daha karşımıza birçok farklı isimlerde virüs çıkacak. Mutasyona uğradı demelerinin sebebi bu. Asıl amaç ise dediğim gibi Çin’in uyguladığı puanlama sistemine geçmek. Bu insanların unuttuğu şey şu. Tuzakların en güzelini Allah kurar. Atatürk’ün dediği gibi “Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur”

Unutmayın…

Bayrağı Mavi Olanın Kanı da Mavi Olur…

Yazar: Meriç Ulukuş
Eklenme Tarihi : 13.01.2021 12:17:00
Yazar : Meriç Ulukuş
Eklenme Tarihi : 13.01.2021 - 12:17:00