İNŞAAT SEKTÖRÜNDEKİ KRİZDEN ODALAR MI SORUMLUDUR?

İnşaat sektörü olarak çok zor günlerden geçiyoruz. Herkesin suratı asık, yüzler epeydir gülmüyor. Bu gidişin akıbeti nereye varacak hiç birimiz bilmiyoruz. Hepimiz çözüm yönünde adımlar atılmasını bekliyoruz, ama ne yazık ki her gün hala seçim konuşmaya devam ediyoruz. Televizyon programlarının, açık oturumların tek gündemi hala seçim. Büyükşehir belediye başkanımız Sayın Osman Zolan`ın meslek odalarını inşaat sektöründe yaşanan krizin sorumlusu olarak gösteren açıklamaları tam da bu ortamın üzerine geldi. Sayın başkanın daha henüz 2 aylık mazisi olan bir yürütmeyi durdurma kararını, inşaat sektöründe yaşanan krizin sebebi olarak görmesine şaşırdığımı ifade etmeliyim. Danıştay neden böyle bir karar almıştır diye soracak olursanız eğer, evet sayın başkanın da söylediği gibi sebep TMMOB`a bağlı Mimarlar odası, Makine Mühendisleri Odası ve Şehir Plancıları odası tarafından açılan davalardır. Peki, neden bu odalar bu davaları açmıştır. Cevap basit. Söz konusu odalar, ilan edilen yönetmeliğin gerek hukuka ve gerekse de kamu yararına aykırı maddeler içerdiğini iddia etmektedir. Ama bir noktaya açıklık getirmekte fayda var. Yürütmeyi durdurma kararı alan TMMOB değildir. Yürütmeyi durdurma kararı alan Danıştay`ın 6. Dairesidir. Danıştay yapmış olduğu değerlendirmede odaların yapmış olduğu itirazı ve gerekçelerini haklı bulmuştur. Hukuka ve kamu yararına aykırılık olduğu iddiasını tespit ve tasdik etmiştir. Eğer sektörde yaşanan krizi bu karara bağlayacak isek, meslek odaları kadar Danıştay`ı da bu krizden sorumlu tutmamız gerekmez mi? Ya da hukuka ve kamu yararına aykırılık içeren bu yönetmeliği yayınlayanların da bu krizden sorumlu olması gerekmez mi? Diğer bazı büyükşehirler ile yapmış olduğumuz görüşmeler sonucunda Danıştay tarafından iptal edilen 10 maddenin kapsamına girmeyen binalara ilişkin bazı belediyelerinin ruhsat vermeye devam ettiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Denizli gibi illerde ise bazı belediyelerin Danıştay`ın ara kararının tebliğ edilmesini beklemeden ruhsat işlemlerini durdurduğunu da biliyoruz. Kendi imar yönetmeliğimizi yazabilmiş olsaydık, bu süreçte bir nebze dahi esnekliğimiz olabilir miydi diye düşünmeden edemiyorum. Büyükşehir belediyelerinin kendi imar yönetmeliklerini yazma ve uygulama hakkı var. Denizli 2012 yılından beri büyükşehir. 31 Mart 2014 yılında ise ilk defa seçim yaparak kendi Büyükşehir Belediyemizi seçtik. Ama aradan geçen onca zamana rağmen bu şehrin kendi imar yönetmeliği henüz yayınlanamadı. Hala bakanlık tarafından ilan edilen tip imar yönetmeliğine tabi olmak zorundayız. Umarım bu yargı süreci başlayan ama bitirilemeyen yönetmelik yazma çabalarımızın da hızlanmasına ve Denizli olarak kendi yönetmeliğimize bir an önce kavuşmamıza vesile olur.

Gelelim ikinci hususa. Bugün inşaat sektöründe yaşamakta olduğumuz krizin sebebi gerçekten meslek odaları olabilir mi? Ben şahsen yaşadığımız krizin pek çok sebebi olduğunu ve son birkaç yılda meydana gelen gelişmelerin de bu krizin adım adım geldiğine dair işaretler içerdiğini düşünüyorum. Son yıllarda inşaat sektöründe, özel sektör eliyle yapılan yatırımlar açısından bir yavaşlama olduğu zaten hissediliyordu. Hazır beton firmalarının cirolarının önemli bir bölümünü kamu yatırımları ve belediyeler tarafından yapılan yatırımlar oluşturuyordu. Sektörün kamuya bu denli yaslanması zaten hayra alamet bir şey değildi. Belediyelerin büyük bir çoğunluğu bütçelerini aşan yatırımlara giriyordu. Ve bir gün deniz bitti. Bugün sektörde faaliyet gösteren ve kamuya iş yapan pek çok firma ya battı, ya da konkordato ilan ederek borçlarını yapılandırmaya çalışıyor ve yaşam mücadelesi veriyor. Şimdi sizlere sormak isterim, bu gelinen süreçte, bu firmaların düştüğü darboğazda meslek odaların suçu var mıdır, varsa nedir? Kamuda durum böyle. Peki özel sektör ne durumda? Orada durum daha mı farklı? Hayır, ne yazık ki daha farklı değil. Türkiye çok uzun bir zamandır beton ekonomisinin peşine takılmış gidiyor. Bu beton ekonomisini desteklemek için kurulan finansal sistem, bugün batık kredilerin altından nasıl kalkacağını kara kara düşünmekle meşgul. Kamu bankaları tarafından verilen ya da verilecek olan destekler olmazsa eğer, kısa bir zaman sonra bankaların elinde hatırı sayılır miktarda konut stoğu birikecek gibi görünüyor. Bugün ulaşılan faiz oranları yüzünden sektörde ne yatırım yapan var, ne de yapmaya niyeti olan. Ne döviz ile ilgili tahminler tutuyor, ne de faizle ilgili olanlar. Peki bu noktaya bir günde mi geldik. Elbette ki hayır. İşlerin iyi olduğu dönemlerde bankalar inşaat yapacağım diyene %0.7 faiz oranı ile para satarken, fabrika yapacağım diyene %1 ile, %1.1 ile para satıyordu. Doğal olarak herkes üretim yapmanın riskleri ile uğraşmak yerine inşaat sektörüne dalmayı tercih etti. Üretim yapmasını, ihracat yapmasını beklediğiniz anlı-şanlı sanayiciler dahi fabrikalarını bir kenara bıraktılar ve inşaat yapmaya soyundular. Ülkenin en büyük sanayi kuruluşları, en büyük markaları daha fazla üretim ve ihracat yapmak yerine devasa AVM`ler ve konut projeleri yapmaya başladı. Herkes müteahhit olmak istiyordu. Memlekette müteahhitlik mesleğini tarif eden yasal bir düzenleme olmadığı için her önüne gelen kolaylıkla inşaat yapmaya başladı ve sektör "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" noktasına geldi. Siyaseti de finanse eden en başat sektör olan inşaat sektörüne kimsenin ilişmeye niyeti de cesareti de yoktu. Koskoca Almanya`da sisteme kayıtlı 3800 civarında müteahhit varken ülkemizde ticaret odalarına kayıtlı müteahhit sayısının 360 000`i geçmesi bu durumun en çarpıcı işaretiydi adeta. Ve bir gün deniz bitti. Şimdi soruyorum sizlere, bu yaşanan süreçte, işlerin buraya gelmesinde meslek odalarının suçu nedir?

Buraya kadar saydığımız hususlar ne yazık ki ülkemizin ve sektörümüzün gerçekleri. Er ya da geç yüzleşmek zorunda olduğumuz gerçekler bunlar ve bu listeyi uzatmak da mümkün. Fakat bütün bunlardan bahsederken meslek odalarının hiç yanlışı yoktur, TMMOB`nin her yaptığı doğrudur dediğimiz sanılmasın. Elbette ki meslek odalarının da eksiklikleri ve hataları vardır. Mesele şahsen benim TMMOB ile aynı fikirde olmadığım, farklı düşündüğüm o kadar çok konu ve başlık var ki. Ama inşaat sektöründeki krizin sorumluluğunu odalara yüklemeye kalkarsak, bu işi bu kadar basite indirgeyecek olursak, yaşadığımız soruna teşhis koyamadığımız gibi tedavi de edemeyiz. Bir günah keçisi aramak ve bütün faturayı ona kesmek bugün en son ihtiyacımız olan şey bana göre. Kısır tartışma ortamlarına girmeden sorunun çözümü için mücadele etmek gerekiyor. Zaten sektörün de beklentisi bu. Sanmayın ki bu yönetmelik sorunu çözüldüğünde işler birden açılacak, inşaat sektörü yine o eski hareketli günlerine geri dönecek. Hayır, öyle bir şey olmayacak. Ama en azından sektörü kilitleyen ve önünü tıkayan yasal engellerin aşılması sağlanacak ve tekerin dönmesi yönünde adım atılmış olacak. Unutmamak gerekir ki bu yönetmeliğin yazanı da, sahibi de Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır. Danıştay üst kurulunun ilgili maddeler konusunda bakanlığın yapmış olduğu savunmayı görüşmesini ve bir an önce karara bağlamasını bekliyoruz. Bakanlığımızdan beklentimiz mahkemenin hukuka aykırılık tespit ettiği bu maddeleri hızlı bir biçimde revize etmesi ve yönetmeliği acilen yeniden yayınlamasıdır. Ülkenin ve sektörün içinde bulunduğu şartlar itişip kakışmalara tahammül edecek durumda değildir. İnşaat sektörü çözüm beklemektedir.

Yazar: Meriç Ulukuş
Eklenme Tarihi : 26.05.2019 11:26:00
Yazar : Meriç Ulukuş
Eklenme Tarihi : 26.05.2019 - 11:26:00